Yeryüzünün Suları Hangi Ezgiyi Ağlar?

Elimde bir bendir var, Adriyatik'i geçen koskocaman bir geminin tepesindeyim. Güneş soluma batıyor, sağda incelip, küçülen gölgelerin arasında, Doğu'da bir liman gibi şimdi rüzgarlı semt. O boz gemilerin bağlandığı babalarının sarı boyası akmış, köşesindeki arnavut kaldığımının bir parçası, bir diş gibi sökük ve yaşlı gözleriyle şehre ağlayan bir tanrının göğüs kafesi altındadır Alsancak.

Rüzgar ayağınızdan burnunuzun içine eser kış günü, yağmur etrafınızı yıllarda yılıklaşmış pardösüsünün kemeri gibi kuşanır, belinizden, sertçe kendine çeker sokakların neme doymuş duvarları. Orada bir sokağın köşesinde, üç kişi durur. 

Birinin sırtı ve sol ayağı duvara yaslı, sağ eli pantolonunun cebindedir, ağır gövdesiyle eş zamanlı yaslar bira şişesini dudaklarına. Bir diğeri sigarasından derin bir nefes çeker, eski Rum evinin ilk merdivenleri üzerinde, bol paltosu yanlarından sarkar. Üçüncüsü, en zıpır, en hareketli, ortalarda dolanır, yağmuru umursamaz, her şeyden en hızlı o kaçar.

Elinde bir bira şişesi dans eder, içindeki köpükler kendini camın bir yanından bir yanına vurur, kafasında kimsenin duymadığı punk bir ritm çalar. 

İzmir'de kış beklenmedik derecede sert geçer, sert esen rüzgarla güçlenen yağmur sınır tanımaz olur. 

Üç kafadar Alsancak sokaklarında dört döner; Hayalbaz, Raş, 66, Stone, Rakun, hop baştan. Ciğerlerine pankart boyası dolar, sular saçaklardan damlar.

***

Bu gemi, İtalya'da kaleli bir kıyaya yanaşacak sabaha karşı. 

Hiç seyahatten bin önceki. Seyahat etmenin tüm yollarını tadacağım bu seyahat çok yollar açacak bir ilk seyahat aslında. Henüz bilmiyorum. Hala bilmiyorum. Sıklıkla diyebilirim ki, pek de bir bok bildiğim yok.

Elimde bir bendir var. Çalmayı nereden öğrendiğimi bilmiyorum.

Belki Yeşilova'da, belki Evka 4 çatıları altında, başka bir dilde, başka bir zamanda, başka bir var oluşta.

Sarp yokuşlardan sular şelaleler gibi akar, çöpler yüzerek hızla yanınızdan geçer, çaresiz mazgallar birbirine ağlar, sular sulara katılır, siz yokuş çıkarsınız. Her yerde çıkmanız gereken bir yokuş vardır.

Bendirin yüzeyi düz sanılır. Herkes gönlü kadar yokuştadır.

Çıktıkça yokuşu bildiğinizi sanırsınız. 

Her vuruş kafadan, her titreşen deri tabakası bir şişeden seker.

Şişeler vuruşur, siz halk kazanacak sanırsınız.

Yalnızca gemiciler kazanır.

***

Bir hafta önce İzmir Körfezi'ne yine sulandım. Sohbet aktı. Farklı köşelerinden.

Şimdi herkes ayrı, şimdi herkes başka yerde, başka var oluşta belki.

Bendiri çalmadan önce elleri ısıtmak gerekir. Eve kimse kuru dönemez.

Çoraptan dona sırılsıklam, insanın içinden geçer gece, boyalar donar, dükkanlar, lokantalar ve üniversitelerin kapıları kilitle örtülür.

Faşizme karşı akar boya, üç dört manyak bir solcuya saldıranlara sınır çeker. Biri kaçarken topallar, kimse ondan hızlı gitmez. Biri sonradan gemi kaptanı çıkacaktır. Islak şehirlerin ıslak adamlarının kaderi kendi içinde döner.

İzmir'de kış sert geçer. İnsan da en zor kendine yanaşır.

Şimdi bu metin bir yalpalayan gemidir ve siz de tam tepesindesiniz.

Hiç bilmediğiniz bir dil olur kendi ısınamayan elleriniz, çalamazsınız içinizdekileri, kırıldıklarınızı söyleyemezsiniz. 

Alsancak kapalı bir adadır, hangi gemiye binerseniz binin, hiç bir limana ayak basamazsınız.

Gözünüzün ferinde bir boya söküğü, bira kapağıyla kırılmış bir diş, nişane kalır.

Eğer Alsancak adasına çıkarsanız kışın, bir köşede bekleyen üç adam göreceksiniz, size tekin misiniz diye göz ucuyla bakar, ihtimal elleri kara ve kızıl boyalıdır.

Kaç su görürseniz görün ömrünüzde,

Hiç bir şey bu metnin okuyucusunu yunamaz artık. 

Uzaklarda, gemilerin üzerinde, birileri bir ezgi ağlar...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yeryüzünün Suları Hangi Ezgiyi Ağlar?

Elimde bir bendir var, Adriyatik'i geçen koskocaman bir geminin tepesindeyim. Güneş soluma batıyor, sağda incelip, küçülen gölgelerin ar...