Öğlen Canavarları

Öğlen canavarları sadece çocukların içinde mi uyur?

Kaç öğle uykusudur kaçtığım, kaç kardeşimi uyandırdım,

Kaç öğleden sonra kırıldı uykusunda?


Yağmur bir yağıp bir duruyor. Durdu diye camı açıyorum, yine yağıyor.

İçeri gidip oturuyorum. Oturamıyorum. Masanın etrafında dolanıyorum.

Zorla yapmam gereken şeyleri yapıyorum. Yağmur duruyor, pencere açık kalmış olsaydı,

Belki pencerenin yanına yanaşırdım. Şimdi pencere açık mı bilmiyorum. Pencerenin dışarısında ne var, hava nasıldır, bilmiyorum. Pencerenin pervazı kirli mi, yine sinekler ölmüş mü, fesleğenden kalkıp konan, fesleğenin kırıp yediğim dalları tekrar açar mı bilmiyorum? 


Kırık fesleğenlerin kayıp kokusu. Yitip gitmiş pencerelerin rüyası.

Geceden öğlene, öğlenden geceye uzanan uykular. Pencereler kapalı. 

Hiç kardeşim kalmadı.

Senin içinde de uyuyan bir canavar var mı?

Evlerin İçinde, Gecelerin Kısasında



Yazarken, gece geldiğinde, görüntüler de gelir.
Kokular ve hisler çoğalır, sarılır. Ürperti gelir.
İnsan, azaldığı kadar çok.

Uzun ve bitmeyen kışa döner yazı.
Cümleler insanın içinde bir yerlerde, bir şeylerin kenarından köşesinden kıvrılarak geçer.
Bir kaç olaya, yüze uğrar, beliren çizgilerden geçer de gelir.
Gece çoğaldıkça, sessizlik de çoğalır.

Tüm uzun atımlı geceler de bitti gibi geliyor.
Nereden döneceğimizi bilmediğimiz sokakları terk etme zamanı şimdi.
Eski acıları ve kullaşmaktan kaçarken, kullaşılan acıları kucaklama devri de bitsin şimdi.
Bir boş bira şişesini, şehrin ortasında tahta bir masada bırakıp gider gibi gidelim.

Başka bir gece başlasın. 
Işıklı ve müzikli.
Kokular yenilensin ve şarkılar değişsin.
İnsan en çok, en kısa geceye hayranmış.
Gece çekilsin. Çoğalayım. 
Belki bir hayat daha vardır evlerin içinde.
Belki girebilirim içlerine.

İşçilerin Son Akşamında

Üzüldüğünde yalnız kalanlar ne yapar? Küçülmüşlüğüyle, insan, hangi karanlığa sığar? Bu üşüyüp durduğumuz gün ışıklarında  Bizi kim görür gö...